SELEFİYYE’NİN SEVİMLİ HAYALETİ: KELAM
KARŞITLIĞI
Recep ARDOĞAN
Bugün
Türkiye’de, İslam ilimlerinde ihtisas yapan bir grupta, maalesef, kelam ilmine
karşıtlık gibi bir eğilim var. Bu eğilimin, günümüzün ilim ve fikir dünyasının
başat bir eğilimi olduğu kanaatinde değilim. Bu eğilim, öyle görünüyor ki, dine
en iyi, “rivayetleri hıfzetmek” ile hizmet edilebileceği inancının eseri. Bu
eğilim, isimsiz ve gizli bir kelam ilmi
karşılığını da yansıtıyor.
Kelam
karşıtlığı, kesinlikle, yeni bir olgu ve ilim dünyasına açık bir katkı değil.
Kelam karşıtlığı, Ehl-i Sünnet kelamının doğuşundan önce de vardı. O zamanlar
kelam karşıtlığının ilim dünyasına dolaylı katkıları da olmuştur.
Onlar, o
zamanlar tartışma konusu olan itikadi meseleleri kendi yaklaşımlarıyla ele
alan; ilgili rivayetleri bir araya getiren eserler telif ve tedvin etmişlerdir.
Bunlar, çoğunlukla Ehl-i Sünnet dışındaki kelamcılara reddiye niteliğindedir. Ayrıca
kelam ilmiyle meşgul olmayı bid’at ve haram sayan görüşler vardır. Örneğin,
imam Şafiî, kişi, şirk dışında Allah’ın nehyettiklerinin tümünü işlese bu, onun
için kelama dalmaktan daha hayırlıdır, demiştir. O, henüz Ehl-i Sünnet
kelamının gelişmediği bir zamanda, temelsiz görüşler ileri süren ve birbirini
tekfir eden kelamcılara tepkiliydi. Bunun yanında o, itikat konusunda bir eser
yazmış ve ona “el-Fıkhu’l-Ekber”
adını vermiştir.
İmam Şafiî’nin tepkisi, ehl-i sünnet kelamının
doğup gelişmesinden sonra da, ehl-i hadis ve daha sonraları selefiyye
adı verilen grup tarafından tekrarlanmıştır.
Ehl-i sünnet’in kelam karşıtı grubu tarafından, Mâturîdiyye ve Eş’ariyye bid’at
ve dalaletle suçlanmıştır. Aklı nakilden üstün görmekle, aklı asıl kabul edip
nakli reddetmekle itham edilmiştir. Bu ithamın tekfire kadar varması da ender
değildir.
Kelam karşıtlığının bulunduğu nokta hakkında
fikir vermek için burada, bir ayrışma
hakkında bilgi vermek de yararlı olacaktır.
İcmâl dönemi Selefiyyesi, kelamcılara karşıt
olmanın yanında reddetmek için bile olsa onların görüşlerini tam ve ayrıntılı
biçimde vermeyi de caiz görmez. Örneğin, ünlü sufî Haris el-Muhasibî,
eserlerinde kelamcıların görüşlerini açıkladığı için dışlanmıştır. Ona
gösterilen tepki şu ifadelerle açıklanıyordu: "Yazık, önce
bidatçilerin sözlerini naklediyor sonra da bunları reddediyorsun. Böylelikle yazdıklarınla
insanları bidatleri incelemeye; şüphe üzerinde düşünmeye; rey, araştırma ve
fitneye çağırmış olmuyor musun?" (Aliyyü'l-Kârî, Şerhu'l-Fıkhi'l-Ekber.). Ancak ibn
Teymiyye, bu yaklaşımı terk etmiş, önce bid’atçilerin görüşlerini olabildiğince
objektif bir şekilde açıklamış ve ondan sonra tenkit ve reddetmiştir.
Bu gün kelam karşıtlarının göz ardı ettiği bazı
önemli noktalar var.
Bunlardan ilki, kelam karşıtı grup, itikadî sorunların temelinde kelamcıların başlattığı tartışmalar olduğunu zannetmektedirler. Oysa, kelam ilmi hicri II. yy. başlarında teşekkül etmeye başlamıştır. Ehl-i sünnet kelamının yani ehl-i sünnet kelam ekollerinin teşekkülü ise hicri IV. yy. başlarındadır. Kelam ilminin teşekkül etmeye başladığı hicri II. yy. öncesinde haricîlik, mürcie, gulat-ı şia teşekkül etmişti. Yani başlangıçtaki ihtilaflar, kelam ilminden doğmamıştır; ihtilaflardan dolayı kelam ilmi doğmuştur.
İkinci nokta, kelam karşıtı grup, kelamcıların meşgul oldukları itikadî meselelerle meşgul olmaktan geri durmamıştır.
Kelam ilmine mahsus mebâdî veya vesâil denen konular hariç tutulursa,
kelamcıların ele aldığı meselelerde ayrıntılı eserler kaleme almışlardır.
Dolayısıyla, özellikle de ibn Teymiyye sonrasında Selefiyye’nin kelam karşıtlığı, itikatla ilgili konuların ilmi düzeyde
ele alınmasına, delillerinin araştırılmasına karşı çıkmak şeklinde değildir.
Onların kelam karşıtlığı, öncelikle, bu ilmin aslî meselelerini ispat için yer
verilen felsefî kavramlar, ilkeler ve istidlal yöntemlere yöneliktir. Örneğin,
- cevher ve araz gibi kavramları,
- “Hâdislerden
hâlî olmayan şey de hâdistir (sonradan varolan bir şeyin hulul ettiği varlık
hâdistir)” gibi felsefî-kelamî ilkeleri,
-hudûs ve imkân gibi felsefî nitelikte öncüllere
ve mantıkî kıyaslara dayalı delilleri, Selefiyye reddeder.
Kelam ilminin başlangıç ilkelerine ve
yöntemlerine karşı çıkmak da Selefiyye’yi, elbette, bazı itikadî konularda
farklı görüşlere götürmüştür. Bu da dikkat edilmesi gereken ikinci noktayı
karşımıza çıkarmaktadır.
Üçüncü nokta, kelam karşıtlığı, aslında mezhep
karşıtlığıdır. Kelama karşı çıkmak, Mâturîdiyye ve Eş’ariyye kelamına karşı
Selefiyye’yi tek seçenek olarak sunmaktır. Çünkü kelam ilmi reddedildiğinde, bu
ilmin kendi hususiyeti içinde ulaşılan sonuçlar da reddedilmiş olur.
Nitekim, Selefiyye, Mâturîdîleri ve Eş’arîleri,
akıl nakilden üstün tutmakla, aklî gerekçelerle nakli ya reddetmekle (ayet veya
mütevatir hadis değilse) ya da tevil etmekle suçlar.
Onların, kelama karşı çıkarken alternatif
olarak sunduğu şey, selefîliktir. Kelamcıların görülerini Kur’an’a ve hadise
arzetmekten söz ederken Selefiyye’nin yaptığı da Mâturîdîlerin ve Eş’arîlerin
görüşlerini kendi mezhepleriyle sansürlemektir. Onlar, aklî ve naklî delillerle
yapılan tevilleri, ayet ve hadislerin zahiri manasından hareketle reddeder.
Kelam karşıtlarında şu da görülür: Tevrat’ta
Âdem’in Allah’ın suretinde yaratıldığını okuduklarında, Yahudilere kızarlar.
Ancak “Allah Âdem’i onun suretinde yarattı.” rivayeti karşısında da şöyle
diyebilirler: Allah’ın sûret sıfatının olması, yed (el), vech (yüz)
sıfatlarının olmasından daha şaşırtıcı değildir. Te’vile karşı çıkarken,
Allah’ın yukarıda, Arş’ın üzerinde olduğuna inanırlar. Hatta “makâm-ı mahmud”u
Arş’a oturma olarak açıkladıkları da görülür. Elbette imam Mâturîdî, Beydâvî gibi
âlimlerin tevillerine karşı bir grup söz konusu burada. Tevili kaldırdıktan
sonra bu gibi rivayetleri “hıfz” için kelama karşıt olmaktan başka bir çözüm
olamaz. Çünkü;
- ya teşbih ve tecsimi savunmaktan
- ya da zahiri teşbihe götüren rivayetleri
tevil etmekten
- veya bunların insanlar tarafından anlaşılmak
için inmediğini söylemekten
- yahut da bunları reddetmekten başka bir
seçenek yoktur. Onlar da kelam ve tevil karşıtlığı sonucunda, Allah’ın azı
dişinden, parmak uçlarının soğukluğundan söz eden rivayetleri de zahiri anlamıyla
almışlardır.
Burada şu noktanın da vurgulanması gerekir:
Kelam ilmi aslında, sünnet ehlinin aklı, cemaatin sağduyusu, vasat ümmetin
mizanı, inancın “el-kıstâs el-müstakîm”idir. Değilse, onun bu işlevini yerine
getirebileceği bir yenilenme ve açılım için çaba harcanmalıdır. Yoksa, kelam
ilmini reddeden toplum, extrem noktalarda dolaşır; manipülasyona açıktır.
“İslamofobia”ya çanak tutar.
Burada, Selefiyye’nin İslam-dışı olduğu, asla,
söylenemez. Ancak onların kelam karşıtlığı böyle bir şeydir.
Bugün kelam karşıtlığı da hakikati bilinmeyen
bir hayalet olarak gezmektedir ve bunda, Mâturîdîliği hazmedememek de vardır.
Aslında kelam karşıtları, kelam karşıtlığının
ne anlama geldiğini bilmiyor. İbn Asâkir’in vurguladığı gibi onlar, bilmediklerinin
düşmanı…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder