Kelam Tarihi
Rahman rahîm Allah'ın adıyla...
O'na hamd, Rasulüne selam olsun.
Kelam ilmi, İslam ilimleri içinde önemli
bir yere sahiptir. Kelam ilminin üç ana alanı olduğunu söyleyebiliriz.
- Kelam tarihi, - sistematik kelam
- ve sosyal kelam.
Kelam tarihi, kelam ilminin doğuşu, gelişimi, ıstılahların ve tartışma konularının ortaya çıkışı, belli bir konudaki tartışma süreci, kelamcılar ve eserleri hakkında bizleri bilgilendirir.Onun, kelam
ilmini tanıma açısından önemli katkıları vardır.
Bir ilmin tarihi, o ilmi anlamda önemli bir
işleve sahiptir. İlim tarihi, o ilmin senedi gibidir. Bunun yanında kelam
tarihi, belli bir kelam mezhebinin doğru bir çizgide olduğu konusunda ikna
edici veya aksine o mezhebi mahkum edici bir role de sahiptir. Bu da özellikle
kelamî görüş ile kültürel ortam, içtimaî ve siyasi şartlar, toplumsal değişim
ve tarihi olaylar arasında irtibat kurulduğunda oraya çıkar. Çünkü bir görüşü
mahkum etmek için, ona yönelik menfi bir yargıyı doğrudan dile getirmek şart
değildir. Onu yalnızca bazı tarihi olaylarla; sosyal, kültürel ve siyasî şartlarla
belli bir şekilde irtibatlandırmak da onun hakkında istenen yargıları
zihinlerde oluşturabilir. Bu nedenle de marksizmde belirginleştiği üzere,
ideolojilerin belli bir tarih kurgusu vardır ve kurgu, tezin hizmetindedir.
Çünkü kanıtların değerlendirilmesi ve yap-bozun parçalarının bir araya
getirilmesi, kurgu yoluyla olmaktadır.
Burada fikirler ile olaylar, kültürel
ortam, toplumsal ve siyasi koşullar arasındaki irtibatın kurulmasının hem
gerekli hem de riskli olduğu sonucu çıkmaktadır. Bundan hareketle kelam tarihi
için bazı yöntemler belirleyebiliriz:
- İlk olarak kelam tarihinde ortaya çıkan
görüşler ve yorumlar ile zamanın şartları, fikrî ve içtimaî hareketler, siyasî
olaylar arasında ilişkiler vardır.
- Ama, bu ilişkiler asla tek düze değildir.
Kelamcının belli bir görüşe tepkisi, onu
bütünüyle reddetmek şeklinde olabileceği gibi dayandığı temelleri önemli ölçüde
özümseyip belli noktalarda o fikri tenkit etmek şeklinde de olabilir.
- Bu ilişkiler açıklığa kavuşturulsa bile
tek başına bu açıklama, bir görüşün doğru ya da yanlış olduğunu temellendirmez.
Kelam açısından, bir fikrin nasıl ortaya çıktığı onun doğru ya da yanlış
olduğunu ispatlamaz; ispat aklî ve naklî delillerle olur.
Bu nedenle kitapta, fırkalar ve görüşler
hakkında dalâlet, küfr gibi yargı bildiren ifadelerin az kullanılması, tasvirî
ve objektif olma iddiasından dolayı değildir. Fikrin doğruluğunun veya
yanlışlığının tarihi geçmişiyle değil aklî ve naklî temelleriyle tespit
edilmesi gerektiğindendir.
Burada bid'at ehli olarak görülen grupların
her görüşünün yanlış ve temelsiz olmadığını, onlarda da hakikat taneleri
bulunduğuna işaret edilmelidir. Batıl olan, bir fırkanın tüm görüşleri
değildir; batıl olan, batıllığı onların her görüşüne teşmil etmektir. Zaten
ilim ehlinin farkı bu noktadadır.
İlim, bir görüşü ait olduğu mezhebe göre
değerlendirmeyi değil, bilakis mezhepleri ileri sürdüğü görüşlere göre
değerlendirmeyi gerektirir. Dolayısıyla kelam kitaplarında reddedilen bir
mezhebin tümüyle dalalette olduğunu gösterme çabası yerine hangi noktalarda
farklılaştıklarını; ne gibi aşırı ve temelsiz görüşler ileri sürdüklerini göstermeye
çalışmak doğru olacaktır.
Yararlı olmak doğru olmak değildir. Ama
doğru her zaman yararlı ve değerlidir. Hak ve hakikat üstündür; zayıf
bilgilerle teyit edilmekten müstağnidir. Bu nedenle kitapta, sapkın görüşleri
olduğu gibi resmetmek gerektiği düşünülmüştür. Usul olarak, ikna yerine delilin
esas olduğu; her biri zannî bir dizi delil sıralamak yerine katî bir delil
serdetmenin doğru olduğu göz önünde bulundurulmuştur.
Bu kitapta nesnel ve doğru bilgiler vermeye
çalışmakla birlikte bu hususta bir iddia sahibi olmak yanlış olacaktır. Çünkü,
tartışmalarla ilerleyen bin yılı aşkın bir süreci, üstelik genellemeler yapmak
suretiyle özetlemeye çalışmak ve bunların değerlendirmesini yapmak, eksiklere,
yanlışlara ve tahkik edilmemiş bilgilerin yönlendirmesine maruzdur. Aslında,
bunun aksine sahip olduğumuz kaynaklar da tamamen izin vermemektedir.
Konuların anlaşılır olması için fikirler
arasındaki bağlantılar gösterilmeye çalışılmış; bilgilerin ayrı maddeler olarak
değil, birinden diğerine ulaşılan fikirler olarak öğrenilmesi hedeflenmiştir.
Ayrıca görüşler verilirken yer yer nasıl
temellendirildiğine ilişkin örnekler de verilmiştir. Kelamda farklı görüşlerin
ortaya çıkış ve gelişimi, belli bir konu örneğinde de gösterilmeye
çalışılmıştır.
Ayetlerin tefsirsiz yalın mealleriyle
verilmesine çalışılmıştır. Bunun, halkı aydınlatmaya yönelik eserler dışında,
ilmî çalışmalarda bir yöntem olarak benimsenmesini uygun görüyoruz. Çünkü
tefsir ve te'vili araştırılan ayetin meallerine tefsirin idrac edilmemesi
formal olarak daha doğru görünmektedir.
Bu kitap ilahiyat lisans öğrencileri için
kaleme alınmıştır. Bu nedenle de konuyla ilgili geniş malumat vermek yerine
özet bilgilerle yetinilmiştir. Belli başlı kelamcılar konu edilmiş, onların
kelam alanında ve günümüze ulaşan eserlerinden bazıları hakkında bilgi
verilmiştir. Mezheplerin görüşleri, ortak noktalar ve ayrılıklar dikkate
alınarak verilmiştir. Kelamcıların görüşleri özetlenirken de onların müstesip
oldukları mezhebin akidesi doğrultusunda söylediklerinden çok farklı
düşüncelerine değinilmeye özen gösterilmiştir. ileri sürdüğü görüşler, temel
aldığı bilgi ve fikirlerle kelamın doğuşuna katkıda bulunan ilk isimler
üzerinde daha çok bu noktayla ilgilidir.
Ayrıca başlangıcından günümüze değin İslam
dünyasında varlığını daima hissettiren selefiyye'ye gereken önem verilmeye
çalışılmıştır. Selefiyye'nin mâturîdiyye-eş'ariyye çizgisinden akide ve yöntem
olarak ayrılan yönleri özetlenmiştir.
SAİD NURSİ VE KELAMDA YENİLENME
KELAM TARİHİ S. 90-107
KELAM TARİHİ ÇALIŞMA KILAVUZU s.1-106
KELAM TARİHİ ÇALIŞMA KILAVUZU s.87-177
SELEFİYYENİN SEVİMLİ HAYALETİ: KELAM KARŞITLIĞI
GAZZALİ İSLAM DÜŞÜNCESİNDE GERİLEMENİN SEBEBİ Mİ?
SAİD NURSİ VE KELAMDA YENİLENME
KELAM TARİHİ S. 90-107
KELAM TARİHİ ÇALIŞMA KILAVUZU s.1-106
KELAM TARİHİ ÇALIŞMA KILAVUZU s.87-177
Mezhepler tarihiyle ilgili nitelikli ve sistematik çalışmalara kıyasla kelam tarihi alanında yeterince çalışma olmadığı söylenebilir. Aşağıda, kelam tarihiyle ilgili eserlerden bazıları verilmiştir:
- Abdullatif Harputî, Tarih-i
İlm-i Kelam (İst. 1332.) Günümüz türkçesiyle yayımlanmıştır (Kelam Tarihi, sad. Muammer Esen, Ankara
Okulu Yay., Ank. 2012.)
- Ali Sami en-Neşşâr, Neşetü'l-Fikri'l-Felsefî fi'l-İslâm.
Arapça 3 cilt olan bu eser Türkçeye tercüme edilmiştir (İslam'da Felsefî
Düşüncenin Doğuşu, I-II,
trc. Osman Tunç, İnsan Yay., İst.
1999.)
- Şerafettın Gölcük, Kelâm
Tarihi, Konya 1992.
- Muhit Mert,
Kelam Tarihinin Problemleri, (Ankara
Okulu Yay., Ank. 2012.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder